sulhi dölek


  ·   Sulhi Dölek (1948 - 2005)
  ·   Sulhi Dölek kim?
  ·   Romanları
  ·   Öykü Kitapları
  ·   Roman, Öykü ve Gülmece Anlayışı
  ·   Değerlendirme ve Söyleşiler
  ·   Çocuk Kitapları
  ·   Kirpi Kabare
  ·   English
  ·   Arşiv
ROMANLARI

TRUVA KATIRI

Sulhi Dölek'in ilk basımı 1991 yılında Varlık Yayınları'nca yapılan romanı. 2001 yılında 'Koltuk Sevdası' adıyla televizyona uyarlandı. Senaryosunu da Sulhi Dölek'in yazdığı ve televizyonlarımızdaki gerçek anlamda ilk politik güldürü niteliğini taşıyan dizinin sözleşmesi, TRT tarafından bir gerekçe gösterilmeksizin -ama belli ki siyasi baskılar sonucu- on ikinci bölümden sonra tek yanlı olarak iptal edildi. Dizi daha sonra bir özel kanalda yayımlanmaya başladı. Ne var ki bu kez de sponsor firmanın "Hükümetle başımız derde girecek," kaygısıyla desteğini çekmesi yüzünden 'Koltuk Sevdası' macerası on altı bölümde sona erdi.

'Truva Katırı', devlet çarkında yer alan dürüst ve aklı başında kişilerin türlü entrikalarla yoldan çıkarılması ya da saf dışı edilmesinin çarpıcı öyküsünü anlatır. Sinan Polat adlı yüksek bürokratın ilişkileri ekseninde gelişen romanın asıl konusu, bir tür Şeytan Üçgeni sayabileceğimiz politikacı-bürokrat-işadamı sacayağında gelişen, yer yer çılgınca boyutlara varan çıkar ilişkileridir.

'Truva Katırı' için ne dediler?

"Truva Katırı, Sulhi Dölek'in yeni bir biçim denediği romanı. Pek tanıdık olayların ve pek yeni bir tarihin, bir bürokratça yeniden anlatımı. Bu tarih içinde bürokrat değişiyor. Ve eskiden, devleti içten yıkmak için güdümlendirilmiş bürokratları adlandırdığı gibi bir Truva Atı oluyor. Hayır, bir at değil, inatçılığıyla bir katır, devletin Truva'sına sokulmuş bir katır. Kulaklarını görmemek için aynaya bakıp tıraş olamayan, berberin görüp herkese söyleyeceğinden korkup, berbere de gidemeyen bir katır Midas. Romanda yer yer masalsı bir anlatım var. Buna belki de Kafka benzeri demek daha doğru. Bence romanın en başarılı bölümleri bunlar. (?) Benzerlerine pek sık rastladığımız eski bürokrat, yeni politikacı tipleri arkalarında hep böyle bir öykü mü bıraktılar? Eski günlerini özleyen, eskiden dürüst ve yoksul olmayı denemiş insan gölgelerini mi? (?) Olaylar tanıdık gelse de kahkahanızı tutamıyorsunuz." - Sennur Sezer

"Truva Katırı, 'kendi gözlerine bakamayan' biriyle buluşturur okuyanı. Memurluk sicili tertemiz bir genel müdür yardımcısının itirafları eksenindeçürümüş bürokrasinin kesitlerini okuruz romanda. 1980'li yıllarda ülkemizdeki çarpık yenileşmenin getirdiği değer kayıplarının neler olduğunu görürüz. Çağ atlama serüvenimizin nelerin pahasına yaşandığına ilişkin, değerlerini koruyan insanların nasıl baştan çıkarıldıklarına ilişkin bin bir dümenin nasıl uygulandığını izleriz. Tüm bunları okurken kimi zaman kahkahalarla gülmenin, kimi zaman yüreğimizin derinliklerine işleyen bir sızının önüne geçemeyiz. İnce bir alaycı acı gülmece yoğunlaşmış olarak tek bir insan durumu gibi karşımızdadır." - Öner Yağcı

'Truva Katırı'ndan bir alıntı:

"Çin Seddi'ni göreceğim günü ne büyük heyecanlarla beklemiştim! Bu görkemli duarı, ilk yapılışından iki bin yıl sonra nihayet ele geçirmeyi başarmıştık. Burçlar ve kuleler; Türk politikacıları, Türk bürokratları ve Türk işadamlarından oluşan karşı konulmaz bir ordu tarafından fethedilmişti.
Kalabalığın arasından bir açıklık yakalayıp fotoğraf makinemi ayarladım. Deklanşöre basacağım sırada, çerçeveye şeytanın ta kendisinin girdiğini görüp taş kesildim.
Süreyya İşmen, o sansarca gülümsemesiyle el sallayıp bana doğru gelmeye başladı.Şaşkınlığımdan makineyi indirmeyi bile akıl edemeden, suratı bütün kareyi doldurana kadar objektiften baktım ona.
"Nasılsınız Sinan Beyciğim?" dedi kibarca.
İyi değildim. Başım dönüyor, midem bulanıyordu. Tansiyonum yükselmişti herhalde. Dünyanın öbür ucuna gitsem bile bu adamdan kurtulamayacağımı düşünüyordum. Zaten gitmiştim ve işte onu karşımda bulmuştum.
Ölü eli gibi yanımda sallanan elimi tutup sıktı. "Sizi dayanma gücünüz için kutluyorum," dedi. "Ne çetin bir ceviz olduğunuzu daha ilk karşılaşmamızda anlamıştım ama, bu kadarını asla tahmin edemezdim." Sağ elimi bırakmadan, sol eliyle omuzumu okşadı. "Neyse? Artık her şey bitti. Rahatlayın. Kellenizi uçurmaya hazırlanan bir Tang savaşçısıymışım gibi bakmayın öyle. Mücadelenize her zaman saygı duyacağım. Yenik düştüyseniz kıyamet kopmadı ya?"
Yenik düşmek mi?.. Neler saçmalıyordu?.. Derin bir uykudan uyanır gibi silkindim ve onu beklenmedik bir anda karşımda bulmanın şaşkınlığını üstümden attım. İnat ve nefret, bazen çok sağlam bir kalkan olabiliyordu. "Bu sözlerinize sadece gülüyorum," dedim. İçimden hiç gülmek gelmiyordu ama, o çarpık ve alaycı gülüşümle güldüm. "Yenik düşenin kim olduğunu ikimiz de çok iyi biliyoruz."
İç cebinden şişkin bir zarf çıkardı. "Bu geziye sınırlı bir bütçeyle çıktığınızı biliyordum," dedi. "Bu yüzden, kitabım yayınlandığında size ödemeye söz verdiğim miktarın bir bölümünü Amerikan doları olarak yanıma aldım." Zarfı burnuma doğru salladı. "Bunu avans olarak takdim etmeme izin verin," dedi.
Para ha?.. Ne kadar çekici ve iyi zamanlanmış bir teklif olursa olsun, bütün olup bitenlerden sonra beni parayla kandırabileceğini nasıl umuyordu? O anda "peki" demenin, o ana kadar gösterdiğim onurlu direnci ve çektiğim acıları unutup mücadelemin salakça bir ayak sürümeden başka bir şey olmadığını itiraf etmem anlamına geleceğini çok iyi bildiğimi kestiremiyor muydu? Hayır, hayır! Henüz kendime saygımı yitirmemiştim. Çin Seddi'nin üstünde rüşvet alan ilk Türk olmamaya kararlıydım. Ama biraz daha üstüme gelirse, bir Türk'ü Çin Seddi'nden aşağı iten ilk Türk olabilirdim.
(?)
Bilmecenin birkaç parçası daha yerine oturdu. Birlikte geçirdiğimiz o hüzünlü akşam boyunca Serap'ın neden öyle davrandığını biliyordum artık. Kullanılmaktan dem vururken neyi kastettiğini, "Ne olursa olsun bana kızma," derken nasıl bir pişmanlığın içinde olduğunu geç de olsa anlamıştım. O akşam başka bir role bürünmesi gerekiyordu aslında. Karşısındaki yaşlı öküzü kızıştırıp azgın bir boğaya çevirecek ve son anda kırmızı kapaklı bir dosyayı bayrak gibi sallayacaktı. Öyle bir anda böyle bir pazarlığı reddedebilir miydim acaba? Bilmiyordum, hiç öğrenemeyecektim; çünkü nedense oyununu oynamaktan vazgeçmişti Serap.
"Neler kaçırdığını tahmin bile edemezsin!" dedi Süreyya İşmen. "İsteseydin senin olabilirdi. Hâlâ da olabilir." Durup yüzüme baktı. "İster misin?" diye baştan çıkarırcasına sordu. "Seni çok mutlu edebilir."
Tanrım, ne bayağıca yollara başvuruyordu! "Büyük kozun bu muydu?" dedim. "Beni böyle de satın alamazsın? Artık o hikâye bitti."
"Bitmedi," dedi. "Fotoğraflar her zaman ilginç hikâyeler anlatır. Hele böyle hikâyelere meraklı gazetelerin eline geçerlerse? Düşün: Evli barklı yaşlı başlı bir adam? Üstelik koskoca bir genel müdür?"
İçimdeki katır keyifle tepindi bir an. "Boşversene!" dedim. "O fotoğrafla kime neyi kanıtlayabileceğini sanıyorsun? Hangi çağdayız? Kızın biriyle bir yerde yemek yediysem ne olmuş?"
"Serap kız değil ki," dedi omuz silkerek.
Yirminci yüzyılın sonu yaklaşırken, Çin Seddi'nin tepesinde bekâret konusunu tartışıyorduk! "Olmayabilir," diye karşılık verdim. "Ama bunda benim bir suçum yok. Aramızda bir şey geçmedi. Benimle beraberken son derece masum davranıyordu."
"Masum ha?" diyerek güldü. "Herhalde şeytanın bile ondan öğrenebileceği birkaç günah vardır."
Karşıdan Başbakanı gördüm. Yanındakilerle birlikte bizim bulunduğumuz yere doğru geliyordu.
"Tamam," dedim. "Bu konuyu kapatalım artık. İster masum bir kız, isterse günahkâr bir kadın olsun, bence fark etmez. Genel müdürlerin de kadın arkadaşları olabilir."
"Anlamıyorsun," dedi Süreyya İşmen. "Serap kadın da değil!"
İşte gökyüzü o anda bir demir kapak gibi üstüme kapandı.
Süreyya İşmen saatine baktı. "İki dakika, on beş saniye sürdü," dedi.
Yanımıza gelen Başbakan da bir şeyler söyledi ama, dinleyecek halde değildim.
Kendime geldiğimde bütün heyet üyeleri taşıtlara binmek üzere uzaklaşıyordu. Bense, elimde şişkin bir zarfla Büyük Çin Seddi'nin üstünde durmuş; bütün bunların sadece kötü bir düş olduğu yolunda bir işaret bekleyerek Konfüçyüs'ün ülkesinin derinliklerine doğru bakıyordum."

(Varlık Yayınları, 1991, s.153-157)



    diğerleri:

·  Korugan
·  Geç Başlayan Yargılama
·  Kiracı
·  Teslim Ol Küçük
·  Kirpi
·  Küçük Günahlar Sokağı