sulhi dölek


  ·   Sulhi Dölek (1948 - 2005)
  ·   Sulhi Dölek kim?
  ·   Romanları
  ·   Öykü Kitapları
  ·   Roman, Öykü ve Gülmece Anlayışı
  ·   Değerlendirme ve Söyleşiler
  ·   Çocuk Kitapları
  ·   Kirpi Kabare
  ·   English
  ·   Arşiv
ROMANLARI

KORUGAN

 

Sulhi Dölek?in ilk kitabı, ilk romanı, ilk gözağrısı? Milliyet Yayınları?nın 1974 roman yarışmasında üçüncü oldu. İlk basımı Milliyet Yayınları?nda çıktı (1975). Şimdi 5. basımı Dünya Kitapları?nda.

 

Korugan, İstanbul?un kıyı bir semtinde yaşayan insanların sevinçlerini, hüzünlerini, heyecanlarını ve düşkırıklıklarını meraklı bir çocuğun gözünden anlatır.

 

?Korugan? için ne dediler?..

 

?Bir çocuk romanı değil tabii? Çocukluğun ilginç, iyimser, umutlu, zaman zaman çok umarsız iç dünyasını başarıyla yansıtan bir roman.? ? Mehmet Seyda

 

?Çocukluk anılarına yaslanan Sulhi Dölek; evin, sokağın, çarşının, ailenin, komşuların, mahalle tipleriyle okul gizlerinin eşiğindeki bir bilinç uyanışının ilginç izlerini anlatıyor.? ? Rauf Mutluay

 

?Küçük dünyalar, büyük sevinçler... İnsanın tüm hallerini irdeleyen bir bilinç... Gözden kaçırdığımız ayrıntıları öne çıkararak görünür kılan bir üslup... Hüzünlerden gülümsemeyi damıtan ve okuyanı yüreğinden yakalayan usta bir dil... Kendine özgü buruk bir mizah anlayışı??- Necati Tosuner

 

"Dölek, öylesine derin bir gözlemcidir ki, ele aldığı konuyu belirli bir bütünlük içinde kurarken, insan öğesini o olay/durum gerçekliğinin ortasına yerleştirir. Kozayı bunun ekseninde kurar." - Feridun Andaç

 

"Korugan, son yıllarda pek yaygınlaşan 'Türkiye kurtarıcısı' romanlardan değil. Alabildiğine alçakgönüllü, alabildiğine esnek bakışlı. Ama gerçek bir edebiyat ürününün taşıması gereken her şeyi, aynı alçakgönüllülük içinde sergiliyor." - Selim İleri

 

"Sulhi Dölek, kahırlı ve anlamlı bir geleneğin sürdürücüsü olan bir yazardır. Ağırlıklı olarak edebiyatı gülmece öğeleriyle zenginleştirip, yaşamın gülünç yanlarına dikkat çekerek düşündürmeyi sağlayan bir türün, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü gibi yazarların geleneğine sesini katan usta yazarlarımızdan biridir." - Öner Yağcı

 

?Kendilerini değil, yaşantılarını çok iyi tanıdığınız insanları içinde bulacağınız ilginç roman.?

? MİLLİYET

 

?Korugan?dan bir alıntı:

 

 

?Birkaç gün kalmıştı okulların açılmasına. Babam İlker?i yanında götürmüştü işe giderken. Pabuçlarımın burunlarını yere sürte sürte arsaya yürüyordum. Sarı apartmanın önünden geçerken duydum sesini.

?Küçük!?

Başımı kaldırıp baktım. Bir eliyle balkonun demirlerine tutunmuş, öbürüyle bir şey gösteriyordu.

?Kazak uçtu aşağı, getirir misin bana??

Eğilip yünlü erkek kazağını yerden aldım. Ne yapacağımı bilemeden durdum bir süre.

?Açık değil mi kapı?? diye sordu.

Baktım apartmanın demir kapısına. ?Kapalı.?

?Dur, şimdi açarım.?

Balkondan içeri girdi. Kısa bir süre sonra kapının kilidi vızıldadı, itince açıldı kanat. Merdivenleri tırmandığımda, dairenin kapısını aralamış beni bekliyordu. Kazağı uzattım.

?Süt içer misin?? diye sordu alırken.

Karşılık vermeden baktım yüzüne. Kafamda binlerce düşünce birbirini kovaladı. Çiğdem?in, öteki çocukların, kadınların onun için söyledikleri şeyleri ansıdım. Anlayamadığım bir duygu bürüdü içimi.

?Sıkılma, gel.?

Soluğumu tutarak girdim içeri. Radyo açıktı. Bir keman sesi bütün evi dolduruyordu. Kahvaltı masasını toplamamıştı daha. Gösterdiği sandalyeye oturdum, ayakkabı kutusunu masanın kenarına koydum.

?Adın ne senin??

Söyledim.

?Bekle, sana bir bardak getireyim.?

Sabahlığının rengindeki ponponlu terliklerini sürükleyerek mutfağa gitti. Bizim evdekiler gibi düz tahta değildi sandalyeler. İşlemeli, yumuşaktılar. Bir duvarın dibinde benim boyumdan yüksek bir kitaplık duruyordu. Onca kitabı bir arada görmemiştim hiç. Duvar halısının üstündeki kaplan, ağacın dallarının arasından dişlerini gösteriyordu bana. Karşıma gelen resimdeki kadın ve erkek gülümsüyorlardı. Kadın oturuyordu, elini onun omuzuna koymuş olan adamsa ayaktaydı.

Yanımdaki sandalyeye oturdu. Porselen sütlükten doldurdu getirdiği uzun bardağı. Önüme koydu. Şekerliği bana doğru itti. Elleri ve tırnakları yumuşacık, saydam denebilecek gibiydi neredeyse. Uzandığında sabahlıktan sıyrılan kolu ince sarı tüylerle kadifeleşmişti. Güzel kokuyordu. Gidip radyonun sesini biraz kıstı, yine yanıma oturdu.

?Bardağın yarısını şeker doldurdun. İçemeyeceksin sonra.?

Omuzlarımı silkip bardağı karıştırdım. Süt ılıktı. Kadının söylediği doğruydu, çok tatlı olmuştu ama yine de hoşuma gidiyordu.

?Kaça gidiyorsun??

Bardağın içinden yüzüne baktım. ?Üçe geçtim,? diye yalan söyledim.

Ses çıkarmadan başını salladı. Yorgun gibiydi bakışları. Gözlerinin altında çizgiler vardı. Kumral saçlarını özensizce arkada toplamıştı birkaç tokayla. Masanın üstündeki Gelincik paketinden bir sigara aldı. Kibrit kutusunu elinde salladı, sanki boş olup olmadığını bilmiyormuş gibi. Sigarasına yaklaştırarak çaktı kibriti. Başını benden ötee çevirip dumanı üfledi, kibrit çöpünü çay tabağına koydu.

?Ne var bu kutuda??

?Hiç,? dedim. ?Şeylerim.?

Uzanıp ayakkabı kutusunun kapağını açtım içini görebilmesi için. Yüzü ilgiyle aydınlandı, eğilip tek tek incelemeye koyuldu. Sabahlığının önü hafifçe aralanmıştı, göğsünün dolgun çizgileri görünüyordu. Başımı çevirdim, sonra merakımı yenemeyip yeniden baktım.

Sedefli çakıyı eline aldı. Bütün ağızları birer birer azıp kapatarak ne işe yaradıklarını sordu. Üşenmeden aydınlattım onu. Bir gün kırıldığını, Ergin Amca?nın onardığını bile anlattım. Perçinleri, sedefin kırık köşesi gösterdim. İlgiyle dinliyor, arada küçük yorumlar yapıyordu.

Onun için söylenenlerin tümü yalandı besbelli. Evde yabancı adam falan yoktu. Olsaydı görürdüm şimdiye dek. Radyodaki keman sustu. Bir kadın sesi bir hasta için kan arandığını iki kez söyledi, sonra şarkılar başladı. Gözüne düşen bir perçemi kaldırdı kadın. Çakıyı kutuya koyup kapağı kapattı.

?Sen kanepede oturup şu kitaba bak, ben masayı toplayayım.?

Kitaplığın üst rafından alıp bana verdiği kitap kuşlar üstüneydi. Sayfaların yarısı resim doluydu. Kanaryalar, baykuşlar, kartallar ve adlarını resimlerin altını okuyarak öğrendiğim daha birçok başkaları?

Mavi Sabahlıklı Kadın masanın üstündekileri mutfağa taşıdı, sabunlu bir bezle masayı silip örtüyü örttü. Yanıma geldi. Bir süre birlikte baktık kitaba.

?Ben gideyim,? dedim ayağa kalkıp.

?Acelen ne?? diye sordu. ?Nereye gidiyorsun??

Omuzlarımı kaldırdım. ?İşim var.?

Başını sallayıp dudaklarını büktü. ?Eh, öyleyse gitmen gerek. İşlerine önem vermeli insan.?

İnerken arkamdan seslendi. ?Vedat!?

?Efendim??

?Kutunu unuttun. İşlerini nasıl yapacaksın sonra??

Koşarak çıktım merdivenleri. İskemlenin üstünden aldım ayakkabı kutusunu. Kapıdan çıkarken dayanamadım, sordum.

?Doğru mu herkesin söylediği??

?Ne söylüyormuş herkes??

?Hiç? Çiğdem dedi ki??

?Çiğdem de kim? Ne dedi??

Merakla bakıyordu yüzüme. ?Ne dedi, söylesene!?

?Hiçbir şey,? dedim. Kapının koluna uzandım. Sonra sırtımı yasladım kapıya. Bir solukta sordum. ?Gerçekten eve adam alıyor musun??

Şaşkınlıktan kocaman olmuş gözleriyle donup kaldı bir an. Sonra kendini tutamayıp bir kahkaha attı. İri dişlerini göstererek uzun uzun güldü. ?İnan bana,? dedi, ?bugüne dek eve aldığım ilk adam sensin. Bizimkini saymazsak.?

Başımı tutup kendine doğru çekti. Sabahlığın altında yumuşacık, sımsıcaktı gövdesi. ?Arada bir gel buraya,? dedi. ?Konuşuruz, kitap okuruz.?

?Olur,? dedim. Başımı kaldırıp yüzüne bakmaktan çekinerek çıktım dışarı.?

 

(Dünya Kitapları, Beşinci Basım: Ekim 2003, s. 83-87)

 

http://www.dunyakitaplari.com





    diğerleri:

·  Geç Başlayan Yargılama
·  Kiracı
·  Teslim Ol Küçük
·  Truva Katırı
·  Kirpi
·  Küçük Günahlar Sokağı