sulhi dölek


  ·   Sulhi Dölek (1948 - 2005)
  ·   Sulhi Dölek kim?
  ·   Romanları
  ·   Öykü Kitapları
  ·   Roman, Öykü ve Gülmece Anlayışı
  ·   Değerlendirme ve Söyleşiler
  ·   Çocuk Kitapları
  ·   Kirpi Kabare
  ·   English
  ·   Arşiv
ROMAN, ÖYKÜ VE GÜLMECE ANLAYIŞI

Aşağıdaki yazı, Gösteri Dergisi'nin Ekim-Kasım 2001 sayısında yayımlanmıştır.

MİZAH EDEBİYAT MI?
Sulhi Dölek

Mizahın küçümsenmesi ne yeni bir tutum, ne de ağır olmayı mollalık sayan toplumumuza özgü. Eflatun, gülme eylemini, insanca niteliklerimizi yitirmemize yol açtığı ve bizi aptal durumuna düşürdüğü için olumsuz bir eylem sayar. Ona göre, gülmeyen insan, olgun ve erdemli insandır. Öte yandan, Mark Twain'in "Cennette mizah yoktur," sözüyle özetlediği gibi; mizah, çoğunlukla güzellikleri değil tuhaflıkları, insanoğlunun erdemlerini değil, kusurlarını ön plana çıkarır. Yüzümüze, bizi her zaman pek şirin göstermeyen, ya da Swift'in deyişiyle, içinde kendimizinkinden başka herkesin yüzünü görmek istediğimiz bir ayna tutar. Bu yüzden, seveni kadar sevmeyeni de çoktur.

Temelde halkı ve gündelik hayatı konu alan mizahi romanları sayesinde dilimizin klasikleri arasına girecek olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, bir sataşmadan etkilenerek "Tesadüf" ve "Mürebbiye" gibi "ciddi" eserlerini ön plana çıkarmaya çalışmış, dahası, abes bir savunma tavrıyla "Cadı" ve "Gulyabani" gibi romanları için "Bunlar uzun ve besleyici eserlerimin arasında salata nevinden, beyni tatlandırarak iştah açacak şeylerdir," diyebilmiştir. Mizahımızın ve edebiyatımızın çınarlarından Rıfat Ilgaz'ın "Anılacaksam şair olarak, romancı olarak anılayım," dediğini, büyük usta Aziz Nesin'in de kimilerince inatla edebiyatçıdan sayılmadığını biliyoruz.

Üstümüze yakar top gibi atılan sorudaki temel sorun, edebiyat ve mizah gibi, tanımları ve sınırları birbirinden belirsiz iki kümeyi konu edinmesi. Bu ikisinin, örtüştükleri yerler kadar, birbirlerini dışladıkları yerler de bulunabilir elbette.

Yazılı mizahın bir ucunda, biçim ve estetik kaygısı gütmeyen, güldürmek adına dilin anasını ağlatan, insanca ayrıntıları dışlayan, cinselliğin ırzına geçen ya da vur kaç taktikleriyle güncel olaylara ve kişilere saldıran bir tarz var ki, herhalde soruda konu edilen mizah o değil. Aynı şekilde gazetelerdeki güncel mizah yazılarını da kapsam dışı bırakabiliriz kuşkusuz. Zaten bu türlerin edebiyat sayılmak gibi bir iddiası ya da gereksinimi yok.

"Ölümünden birkaç gün sonra, bakanlıktan evine gelen odacı, şu buyruğu getirdi: 'Müdür istiyor, hemen gelmeli.' Hademe ister istemez boş döndü. Karşılık olarak da artık gelemeyeceğini söyledi. 'Niçin?' diye sordular. 'Ee, öldü de ondan. Gömüleli dört gün oluyor.' Böylece Akakiy Akakiyeviç'in ölümü, bakanlıkta da öğrenildi. Ertesi gün yerine çok daha uzun boylu, ama harfleri dik değil de yatık yazan birisi geldi." *

Yukardaki satırlar Gogol'un "Palto"sundan. Bu bir soruşturma yanıtı değil de bir inceleme yazısı olsaydı, Çehov'un başta "Memurun Ölümü" olmak üzere hemen bütün öykülerinden örnekler verebilirdim. Cervantes'ten başlayıp, Voltaire'i, Rabelais'yi, J. Swift'i, F. Kafka'yı, O. Wilde'i, M. Twain'i, A. Huxley'i, J. Heller'i, M. Zoşçenko'yu, Y. Haşek'i, G. Grass'ı, Ahmet Hamdi Tanpınar'ı, Haldun Taner'i ve daha nicelerini birer birer ele alır, masum iğnelemelerden kara mizahın en karanlık biçimlerine kadar değişen tarzlarını sergilemeye, kullandıkları teknikleri açımlamaya çalışırdım.

Saydığım isimlerden hangisinin edebiyatçı olmadığı söylenebilir?.. Hangisinin mizahı temel bakış açısı olarak almadığı söylenebilir?.. Hadi bunlar bir yana, en "ağırbaşlı" yazarlar bile yeri geldiğinde mizah yöntemlerine sarılmıyor mu?..

Gülünç, insana ait bir kavram. Gülme, toplumsal bir olgu. Mizah hayatın içinde var.
Akakiy Akakiyeviç'in hayaleti hâlâ paltosunu arıyor. Ölümsüz şövalye, ebedi ve "edebi" yürüyüşünü sürdürüyor.
Belki asıl şunu sormak gerek:
Mizah olmadan edebiyat olabilir mi?

(*) Erol Güney ve Oğuz Peltek çevirisi.



    diğerleri:

·  Gülmece ve öykü
·  Öykü Kavramı Üstüne