sulhi dölek


  ·   Sulhi Dölek (1948 - 2005)
  ·   Sulhi Dölek kim?
  ·   Romanlarý
  ·   Öykü Kitaplarý
  ·   Roman, Öykü ve Gülmece Anlayýþý
  ·   Deðerlendirme ve Söyleþiler
  ·   Çocuk Kitaplarý
  ·   Kirpi Kabare
  ·   Arþiv
  ·   English
ROMAN, ÖYKÜ VE GÜLMECE ANLAYýþý

Aþaðýdaki yazý, Adam Öykü Dergisi'nin Temmuz-Aðustos 1996 sayýsýnda yayýmlanmýþtýr.

GÜLMECE VE ÖYKÜ
Sulhi Dölek

Yýllar önce, yazmaya yeni baþladýðým sýralarda, kýsacýk bir haber okumuþtum. Bir Avrupa kentinde, hangisi anýmsamýyorum, bir soprano, belki de bir tiyatro oyuncusu, operanýn ya da oyunun en can alýcý noktasýnda susmuþ, sahneden çýkmýþ, bir daha dönmemek üzere gitmiþti. Neden yapmýþtý bunu; bilmiyorum. Neler geçmiþti kafasýndan?.. Neye karar vermiþ, nereye gitmiþti?.. Evine mi kapanmýþtý?.. Asýl istediðinin þiir yazmak, resim yapmak, ya da balýk tutmak olduðunu mu anlamýþtý?..

"Ölümün bilincinde olan tek canlý insandýr," diyen Bergson'du yanýlmýyorsam. Görüp geçirdiklerini sorgulayan tek canlý da insandýr. Neden güldüðünü pek kestiremediðimiz kimi maymun türlerini saymazsak, gülen tek canlý yine insandýr.

Ölümden sonra yaþam olduðunu kanýtlayabilen çýkmadý. Evrenin bile sonsuza dek varolmayacaðýný bilim bize gösteriyor. Kýsacasý bireyler olarak da, insanlýk olarak da bizi bekleyen son, yokluk.

Öyle görünüyor ki, olup bitenleri sorgulamamýz gibi gülmemiz de, kaçýnýlmaz sonumuzun bilincinde olmamýzdan kaynaklanýyor. Karanlýk bir boþlukta anlýk bir þimþek gibi çakýp sönen varlýk süremize bir anlam kazandýrabilme çabalarýmýzdan doðuyor.

Kimileri beni gülmece yazarý sayýyor. Ben Joyce'u da gülmece yazarý sayýyorum. Duyarlýlýðýyla anýlan yazarýmýz Sait Faik'in kimi öykülerinden eþsiz kara gülmece örnekleri seçip gösterebilirim isteyene. Burada mizah, hiciv, humor, satire, vb. sözcüklerden yola çýkarak bir kökenbilim tartýþmasýna girmek istemiyorum. Sadece, "gülmece" sözcüðünün dilimize Aziz Nesin'in bir azizliði olduðuna deðinip geçeceðim. O bu sözcüðün "mizah"ý karþýladýðýna inanýyordu. Türkçe olduðu için hepimiz benimsedik. Sonuçta Mark Twain'in öyküleriyle herhangi bir gazetenin hafta sonu ekindeki dili ve çizgisi kötü bir karikatürü, ya da bir Laz fýkrasýný güzelce ayný torbaya doldurmuþ olduk.

Benim de katýldýðým bir tartýþmada Nesin, gülmecenin baþlýca iþlevinin güldürmek olduðunu söylemiþti. Oysa ayný konuda ve ayný toplantýda Haldun Taner þöyle diyordu:

"Mizah sevenler bile bazen insaný þaþýrtacak kadar güdük dogmalara saplanýp kalýrlar. Çoðunun kendine göre bir mizah anlayýþý vardýr ve bunun, mizahýn biricik tek zorunlu yolu olduðunu sanýrlar. Mizah ille güldüren bir türdür dogmasý bu iddialardan biridir."

Ülkemiz okurlarýný absurd ile tanýþtýran Suavi Süalp, "Ben gülünç olaný yakalamaya çalýþýrým," derdi. "Eleþtiri kimi zaman kendiliðinden bunun içindedir." Öteyandan Akbaba dergisinin kapanýþýyla yazýnýmýzdan nerdeyse çýkýp giden "gülmece öyküsü"nü kitaplarýyla sürdüren tek yaþayan yazarýmýz sayabileceðimiz Muzaffer Ýzgü de her güldüren yazýnýn gülmece olmadýðýna, gülmece yazýsýnýn da insaný mutlaka güldürmesi gerektiði yolunda bir kural bulunmadýðýna inanýyor.

Mizahý, verili gerçekleri onaylamamak ve alaya almak olarak tanýmlarsak, ortodoks mizahçýlarý baðýmsýz mizah dergilerinde aramalýyýz. Onlar, yazýnsallýk amacý ve savý gütmeden; beklentisiz, önyargýsýz biçimde yazýp çiziyorlar ve topa tuttuklarý çýlgýn dünyanýn çamuruna henüz bulaþmamýþ, arkalarýnda bir suçluluk zinciri taþýmayan gençleri toplumun akýntýlarýna kapýlýp masumiyetlerini yitirmelerine deðin yanlarýnda tutmayý baþarýyorlar. Karþýlaþtýrma yaptýðýmýzda bir zamanlarýn Akbaba'sý, Dolmuþ'u, Marko Paþa'sý, Gýrgýr'ý; sözgelimi Leman'ýn yanýnda evcil ve aðýrbaþlý kalýyor.

Günümüz gülmece dergilerindeki çarpýcý, düzeni temelinden sorgulayan yazýlarýn hangisini gülmece öyküsü sayabilirsiniz?..

Bu arada, gülmece öyküsü nedir?..

Resmin yanýnda karikatür neyse, öykünün yanýnda gülmece öyküsü o mudur?..

Zoþçenko'nun soluk kesecek denli gülünç öykülerinden, Rýfat Ilgaz'ýn acýlardan damýttýðý kahkahalara, Bierce'in ucu zehirli oklarý andýran fable'lerine kadar deðiþen çok geniþ yelpazeyi düþündüðümüz anda bir taným yapmanýn güçlüðü kendiliðinden ortaya çýkýyor. Haþek, Guareschi, Thurber, Pirandello, Mrozek, Saki... Orhan Kemal, Haldun Taner, Aziz Nesin, Adnan Veli, Vedat Saygel, Burhan Esen, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Muzaffer Ýzgü, Nail Güreli, Kandemir Konduk, Ferhan Þensoy, Kenan Akýncý, Mehmet Semih, Erhan Týðlý, Can Barslan, Atilla Atalay, Metin Üstündað... Uzayýp giden bu çizgide gülmece öyküsü tanýmýna denk düþen nokta hangisi?..

Gülmece hayatýn içinde de yadsýnamaz oranda var olduðuna göre, mizah duygusundan tümüyle yoksun bir yazýnsal yapýt düþünülemez. Öte yandan herhangi bir yapýtý sýrf belli bir matematiksel oranýn üstünde gülmece öðesi, diyelim paragraf baþýna üç kahkahadan fazlasýný içerdiði için yazýndan dýþlamanýn abesliði de ortada. Ýlle bir ayýrým yapmak gerekiyorsa; bu ancak yaratýcýlýk, özgünlük, biçim, kurgu ve dilin kullanýmýna gösterilen özen gibi ölçütlerle yapýlabilir.

Ýþte bu noktada bir açmaz, bu satýrlarýn yazarýnýn birçok kez yaþadýðý bir ikilem var: Biçimsel kaygýlar kimi zaman gülmecenin kendine özgü kývraklýðý, çarpýcýlýðý ve kestirmeciliðine ket vuruyor.

Öteyandan öykü, dünyanýn her yanýnda romana oranla daha az ilgi gören bir yazý türüdür. Genelde çok satan kitaplar duygusal, tarihsel, dinsel ve cinsel kitaplardýr. Bunlar bilgilendirir, duygulandýrýr, "ibret verir", tahrik eder ya da aðlamak gibi doðal bir yolla rahatlama saðlar. Oysa gülmece, sadece gülmenin yapay (toplumsal koþullanma sonucu kazanýlmýþ) rahatlamasýný sunar. Çoðu kez bunu da yapmaz; tersine, olumsuzu öne çýkardýðý için tedirgin eder. Kimilerinin gülmekten bilinçaltý bir suçluluk duyduklarýný da unutmayalým.

Gülmece yöntemlerini kullanan bir yazarýn ayak baðlarý keþke bunlardan ibaret olsaydý!.. Bizimki gibi bir Beckett oyununu ya da Kafka romanýný çaðrýþtýran bir toplumda neyi, nasýl yazmalý?..

Sýrf bir mizahçýnýn deðil, herhangi bir yazarýn, bir sanatçýnýn bu yer ve zamanda yansýz olmasý düþünülemez. Birçok cephede sürüyor savaþ: Akýl hurafeyle, insanca deðerler parayla, özgürlük isteði baskýlarla, dürüstlük yalanlarla çatýþýyor.

Tarafsýzým diyorsanýz, karþý taraftansýnýz.

Mizahçý her þeyi anlýyor, tüm yanýtlarý biliyor deðil kuþkusuz. Zaten gülmece teþhisi koyar, tedaviye karýþmaz. Oy verip baþkente gönderdiðimiz vekillerimizin sözleri ve davranýþlarýna tanýk olduktan sonra, Ionesco'nun Ýskemleler'indeki yaþlý adamýn sesini dünyaya duyurmak için tuttuðu sözcünün dilsiz olmasý, acayip sesler çýkartýp anlaþýlmaz karalamalar yapmasý bizi ne ölçüde þaþýrtýp etkileyebilir?..

Gülmece tutarsýzlýklarýn peþindedir. Tutarsýzlýk toplum için bir yaþam biçimi olduysa ne yaparsýnýz?.. Sokaktaki ironiyi her gün yaþayan insanlarý nasýl bir yazýnsal ironiyle sarsabilirsiniz?.. Ýstediðiniz kadar çýrpýnýn, gazete sayfalarýndaki, televizyon ekranlarýndaki haberlerin gülünçlüðünü aþabilir misiniz?

Ne yapmalý?.. Hangi yola baþ koymalý?.. Umutsuzluða düþüp vaz mý geçmeli?.. Tepesi atan soprano gibi sahneyi terk mi etmeli?..

Kuþkusuz hayýr. Sözcükler tükenmedikçe, gülmece bizimle olacaktýr. Siz bana kusursuz toplumu gösterin, ben size mizahçýsý olmayan ülkeyi göstereyim.

Zeyyat Selimoðlu bir zamanlar "Öykü bir yüz metre koþusudur," demiþti. Gülmece öyküsü diye bir tür tanýmlayabilseydik, bu koþullarda onu da her halde yüz on engelliye benzetmek zorunda kalýrdýk. Ama korkarým yok böyle bir tür. Deðiþik ölçülerde gülmece öðesi içeren anlatýlar var. Bunlarýn kimileri öykü tanýmýna uyuyor, kimileri uymuyor.

Bir okur olarak, sözcük oyunlarýný, benzeklemeleri, aþýrý abartmalarý ilkel bulurum. Daha çok þaþýrtmacalarý, açmazlarý, sýradýþý eðretilemeleri severim. Yazarýn sözel ve dramatik ironilerden yararlanmasýný, kör kör parmaðým gözüne yaklaþýmlardan kaçýnmasýný, benim de onun kadar akýllý olduðumu varsaymasýný isterim. Yazarken de elimden geldiðince bunlara dikkat ederim. Gülmece benim için bir amaç deðil, bir yaklaþým, bir bakýþ açýsý, bir anlatým yoludur.

Sopranonun sahneden çekip gittiði an bence çok önemli. Öykülerimde genellikle, biraz öncesi ve biraz sonrasýyla hayatýn bu tür anlarýna ayna tutmaya çalýþýrým: Dýþtan bakýldýðýnda þaþýrtýcý, ürkütücü, ayný zamanda da gülünç görünen deðiþim, dönüþüm, karar anlarýný... Bunlar "Noktalarý birleþtirin, bakalým ne çýkacak?" türünden bulmacalardaki o sayýlý noktalar gibi gelir bana.

Her birimiz Sait Faik kadar duyarlý, Sabahattin Ali kadar kararlý, Mark Twain kadar hýnzýr, Çehov kadar anlayýþlý, Kafka kadar gizemli olamayýz kuþkusuz. Ama her birimiz, kendi yolumuzu kendimiz seçeriz.

Ben de, yeryüzündeki þaþkýn tanýklýðýmý aktarmaya en uygun gördüðüm yolu seçtim. Ama bunun kolay bir yol olduðunu söylersem, yirmi iki yýlda beþ romana karþýlýk sadece iki öykü kitabý verebilen bir yazar olarak, önce kendimle çeliþkiye düþmüþ olurum.



    diğerleri:

·  Mizah edebiyat mý?
·  Öykü Kavramý Üstüne