sulhi dölek


  ·   Sulhi Dölek (1948 - 2005)
  ·   Sulhi Dölek kim?
  ·   Romanları
  ·   Öykü Kitapları
  ·   Roman, Öykü ve Gülmece Anlayışı
  ·   Değerlendirme ve Söyleşiler
  ·   Çocuk Kitapları
  ·   Kirpi Kabare
  ·   English
  ·   Arşiv
ROMAN, ÖYKÜ VE GÜLMECE ANLAYIŞI

MEMEDEN ERKEN KESİLMİŞ ÇOCUKLAR
Sulhi Dölek

Giorgio Morandi'yi bilir misiniz; öteki adıyla Il Monaco ya da Keşiş'i?.. 19. YY'ın sonlarında doğan bu önemli İtalyan ressamı, yetmiş yıllık ömrünün son kırk beş yılını Bologna'da rutubetli bir evde geçirmiş. İnsanlığın çalkantılarını, iki dünya savaşını, faşizmi, komünizmi vb. umursamadan sürekli olarak tozlu şişe ve kavanozların resmini yapmış. İddiasız, sessiz, kozasını ören bir ipekböceği gibi.

Bizden bir ünlü ressam da, ne yazık ki kim olduğunu çıkaramadım, yıllar önce bir söyleşisinde aşağı yukarı şöyle demişti:
"Bu ince sanat, bu hoyrat koşullar karşısında ne yapabilir ki?"
Diyeceğim, sanatı bir kurtarıcı olarak göremeyiz. Acılarımızı dindirebilir, yaralarımızı sarar sarmalar ama bizi vuran silahı etkisizleştiremez.
Öykü de bunun ötesinde ve üstünde değil.
Ama öykü, insanın öyküsü kuşkusuz. İnsanla insanın, insanla toplumun, insanla doğanın serüveni. Gerçeklerin, düşlerin, haksızlıkların, güzelliklerin ve çirkinliklerin karşısında; bedeni, duyguları ve düşünceleriyle insan.

Çokuluslu şirket patronlarının, transseksüellerin, katillerin ve hırsızların, uyuşturucu bağımlılarının ve delilerin yaşantılarından da iyi öyküler çıkabilir. Ama beni sual ederseniz, sıradan insanın öyküsünü anlatmayı yeğlerim. Hadi biraz açayım: Sıradan insanın sıradışı öyküsünü!.. Yazdıklarımda hiç değilse hayatın içindeki kadar mizah da olsun isterim. Sözel ironiyi, hayatın ironisine katmaya çalışırım. Bir de, "zurnanın zırt dediği" o anı ararım. Bir tiyatro oyunu gibi, bir öyküde de hayatın düğüm ve dönüm noktaları çok önemlidir.

Zeyyat Selimoğlu "Öykü bir yüz metre koşusudur," demişti. Belki şöyle yorumlayabiliriz: Uzun ve çileli antrenmanlarla ulaşılan nokta nasıl on saniyelik bir zaman dilimi içinde gösterilmeliyse, öykücü de bütün tanıklıklarını, yaşadıklarını, düş gücü hünerlerini ve dil cambazlıklarını, diyelim on sayfa içinde damıtmak zorundadır.

Hepimiz anlatacağımızı kendi tarzımızda dile getiririz. Kimimiz alçak sesle, kimimiz bağırarak? Kimimiz çok renkli, kimimiz siyah-beyaz? Kimimiz resim yapar gibi, kimimiz bir müzik aleti çalar gibi? Kimimiz yüreklere sesleniriz, kimimiz beyinlere.

Ama ne anlatırsak anlatalım, biraz da kendimizi anlatırız. "Buralardan ben de geçtim," demek isteriz. Aşka ve şefkate doyamamışlığımızı dile getirmeye çalışırız. "Hayata ve evrene bir de benim gözümle bakın. Daha önemlisi, sevin beni, daha çok sevin!" diye yalvarırız.

Ne de olsa hepimiz, memeden erken kesilmiş ölümlü çocuklarız. Gerisi hikâye.



    diğerleri:

·  Mizah edebiyat mı?
·  Gülmece ve öykü