sulhi dölek


  ·   Sulhi Dölek (1948 - 2005)
  ·   Sulhi Dölek kim?
  ·   Romanları
  ·   Öykü Kitapları
  ·   Roman, Öykü ve Gülmece Anlayışı
  ·   Değerlendirme ve Söyleşiler
  ·   Çocuk Kitapları
  ·   Kirpi Kabare
  ·   English
  ·   Arşiv
DEĞERLENDİRME VE SÖYLEŞİLER

Hande Şarman'ın Sulhi Dölek'le yaptığı aşağıdaki söyleşi Varlık Dergisi'nin Kasım/1997 sayısında yayınlanmıştır.

· Habis'in Serüvenleri'nde hem çok iyi tanıdığımızı düşündüğümüz, hem de tüylerimizi diken diken eden biriyle, Habis'le tanışıyoruz. Belki de çok iyi tanıdığımız için ürpertiyor bizleri...

- Gerçekten de iyi tanıyoruz onu. Çünkü zaman zaman her birimizin içinde bir Habis baş kaldırıyor. Özellikle uğradığımız düş kırıklıklarından, yediğimiz kazıklardan sonra. "Yeter artık!" dediğimiz ve dünyayı yakmaya hazır olduğumuz anlarda. Habis'in bizden farkı, bu durumun onda sürekli olması ve habasetini göstermek için öfkeye, kine gereksinim duymaması. Kötülüğü başkalarına acı çektirmek için değil, kendini -daha doğrusu çıkarlarını- korumak için yapıyor. Bu onun doğasında var. Ama bazen kötülüğü geri tepiyor. Akreple kurbağanın öyküsündeki gibi.

· "Tek gerçek, gerçeğin bulunmayışıdır. Ne yaparsak yapalım, hiçbir şeyi bilemeyiz. Bildiğimizi sandığımız şeylerse, ya inanmayı çok istediğimiz, ya da başımıza sert bir cisimle vurularak inandırıldığımız şeylerdir." Habis yanlış bir noktadan doğru mantık zincirlemeleriyle, ya da olumsuz ama haklı varsayımlarla mı hareket ediyor?.. Çalışmayan saatler bile günde iki kez doğru zamanı gösteriyor ya...

- Habis'in saati, sürekli kendisini gösterir. Mantığı bencil bir zevk düşkününün, bir hedonistin mantığı. Akıl yürütme kurallarını işine geldiği gibi eğip büküyor. Kendisiyle çelişkiye düşmekten kaçınmıyor. Kuşkuculuğu ve kötümserliği ise, herkesi "kendi gibi" bilmesinden kaynaklanıyor.

· Ama ya "başkalarını kandırmakta sakınca görmese de kendini kandırmaktan elinden geldiğince kaçınan" Habis?..

- İşte tam da böyle düşünürken kendini kandırıyor.

· "Ben doğrudan doğruya parasal kazanca dönüştürülemeyecek her şeye karşıyım," diyor. Bir yandan da gizliden gizliye sosyal demokrasi sempatizanı?..

- Sosyal demokrasi ne ki?.. Komünizm gelecekse, onu da biz getiririz.

· Habis'e ilk yenilgisini reklam kahramanları (Attilâ İlhan'ın sevdiği kadınlar gibi, "yoktular") yaşattı. Habis'in de habisi var, öyle mi?..

- Hiç kuşkusuz! Zaten Habis öykülerinin temel izleği bu. Ticaretten medyaya, yeraltı dünyasından din bezirganlığına, güç tacirliğinden politikaya kadar her alanda boyunun ölçüsünü alıyor onursuz kahramanımız... Kötülüğüyle boş yere şişinen Habis'i, toplumdaki gerçek ve büyük kötüler her seferinde suya götürüp susuz getiriyor. Niye?.. Çünkü gerçek hayatta kötüler boyunlarında yaftayla gezmez. Giderek, tam tersine, başlarının üstünde bir taç ya da hale taşıdıklarına sıkça rastlanır. Habis'lerden kendimizi kollasak da, böylelerine karşı gardımız düşüktür. İndiren darbeyi de onlardan yeriz çoğu zaman.

· Çiçek dürbünü ve Voltaire'in "Candide"i, Habis'le bütünleşen diğer şeylerden çok farklı. Candide'i işine geldiği gibi yorumladığını biliyorum. Ya çiçek dürbünü?..

- La Rochefoucauld'un, kitabın da başına aldığım bir deyişi var: "Bazı kötülerin bazı iyi yanları olmasaydı, daha az tehlikeli olurlardı." Habis'i daha tehlikeli yapan şeylerden biri de sevimliliği. Bence çiçek dürbünü kavramı ona yakışıyor. Zehirli yılanların gövdelerini bezeyen parlak renkler gibi.

· Kamuoyu araştırmalarında "feylosofça", giderek şiirsel bir incelik buluyor Habis Yozyürek. Sanata, şiirselliğe de bir eğilimi mi var ne?..

- Evet!.. Bir "sefa pezevengi" gibi yaşamanın sanatına!.. Şehvetin, oburluğun, sarhoşluğun, gemi azıya almış bir alt-ben'in şiirselliğine!.. Kamuoyu yoklamalarına gelince... "Global" köyümüz, hemen herkesin herkese bir şeyler sokuşturmaya çalıştığı bir pazaryerine dönüştü. Kamuoyu yoklamaları da kimi zaman ortalama beyinlerin, sıradan insanların, saf (hem temiz, hem salak anlamında) alıcıların, "sokaktaki adamın" ırzına geçme aracı olarak kullanılıyor. Bu yönüyle Habis'e ilginç geliyor. Tabii bana da.

· Selim; nur yüzlü, tane tane konuşan, nerdeyse bilge biri. Habis'le karşılaşmasında ortaya çıkan tezat sonradan yerini şaşkınlığa bırakıyor. Yalnızca okurlar değil, Habis de afallıyor sanırım... Ne de olsa biz de Habis gibi düşünmeye başlamıştık. Yani Selim Bey'in Habis'i cezalandırmak için gökten indirilmiş olduğundan kuşkulanmıştık.

- Gökte öyle bir yetkili makam bulunduğunu sanmıyorum. Varsa bile, herhalde bizi bizim onu umursadığımız kadar umursamıyor. Ben sadece iyi ve kötü kavramlarıyla biraz oynamak istedim. Habis ve Selim'i iki ur gibi karşı karşıya getirmenin eğlenceli olacağını düşündüm. Zaten iyi ve kötü kavramlarından birini, öteki olmadan tanımlamak çok zor. Fazlasıyla göreceli değerlendirmeler bunlar. Belki böyle bir ayırım yapmak bile anlamsız. Bir kartalı, bir oğlağı kapıp kaçtı diye suçlayabilir misiniz?.. Asıl kötüler, yaşamak için değil, artık değerlerden pay kapmak için birbirlerini boğazlayanlar. Bunlar da doğada sırf insanların arasından çıkıyor. Yani Tanrı'yı yaratan canlı türünün içinden.
Som iyilik bana som kötülükten daha itici geliyor. Aziz maskelerinde insanın doğasına -giderek yaşamın özüne- aykırı, yapay, mide bulandırıcı bir yön buluyorum. Belki onca Habis serüveni yazdıktan sonra kendim de biraz Habis'leştim. Bilmiyorum.

· "Bebek" olayında, "Sevimli yaratık! Daha önemlisi, talihli yaratık! Ardında boşa harcanmış yıllar yok!" diyor Habis. Acaba kendisinin bir şansı olabilir mi?.. Yani, habis mi "Habis"liği?..

- Ben doktor değilim. Ara sıra teşhis koymaya kalksam da, tedavi yöntemleri benim alanıma girmiyor. Ama sanırım her yaşayan varlık gibi Habis de değişebilir. Bir avanta kokusu alırsa, neden günün birinde melek gibi olmasın?..

· Bir söyleşinizde Habis'le Kirpi'nin karşı karşıya gelmesi halinde olacaklar için, "Normal şartlarda Kirpi ağır basar. Ama Habis mutlaka önceden terazinin ayarıyla oynamıştır," demişsiniz. Ya ortaklıkları, birliktelikleri olursa?..

-"Kirpi" romanımın kahramanı, Habis'ten çok farklı bir tip. Temelde örnek insan, iyi vatandaş, sevecen aile babası. Sadece damarına basıldığında, küçük düşürüldüğünde gözünü kan bürümüş bir canavara dönüşüyor. Yenilgiye tahammülü yok. Kirpi Reşat bir intikamcı. İntikam hırsıyla çoğu kez hayatı ıskalıyor. Böyle bir birliktelik çok zor. Gerçekleşebilseydi bile, yanlış bir evlilik gibi çekilmez olurdu sanırım. Çünkü Habis, insanları iyi ve kötü, güzel ve çirkin, akıllı ve aptal diye değil; kısaca hayatın tadını çoğaltanlar ve kaçıranlar olarak ikiye ayırıyor. İkisi ayrı kamplarda. Hangisi hangi tarafta, siz bilin.

· Yalınlıktan, gerçeklere dayanmaktan hiç ayrılmadınız. Fantastik öyküler de yazmadınız. Romancı tavrınızı, çizginizi her defasında perçinlediniz. "Ustam" diyebileceğiniz isimler kimler?..

- Fantastik öyküler yazmadığım doğru değil. Sözgelimi "Vidalar" daki "Görünmeyen Adam Hastalığı" öyküsü -bir adam, biraz tavşan pisliği gibi ne kokan ne bulaşan biri, günlerden bir gün ayak parmaklarından yukarı doğru yavaş yavaş görünmez olmaya başladığını farkeder- ya da "Aynalar"daki "Aynalar" öyküsü -burdaki adam da aynalardaki yansımasını yitirmektedir- bu kategoriye sokulabilir. Ama benim fantasmalarım genelde günlük hayattan, hayatın gerçeklerinden filizlenen fantasmalar. Belki farkında olmadan kendime bir kural koydum. Satranç örneğin, kuralları çok açık ve kesin olarak belirlenmiş bir oyun. Ama çok zevkli bir oyun. Belirlenmiş olan çerçeve sizin yaratıcılığınızı kısıtlamıyor, tersine sonuna kadar kullanmanızı gerektiriyor. Ben mizahı da hayatın içindeki dozda kullanmayı severim. Hadi olsun olsun bir parmak daha fazla. Hayatın kendisi yeterince gülünç ve şaşırtıcı zaten. Tanık olduğumuz çılgınlıklar kimi zaman en yaratıcı yazarların düş gücünü bile aşıyor. Ustam diyebileceğim bir yazar yok. Sevdiğim, beni etkilemiş olabilecek yazarlar çok. Moliere, Cervantes, Mark Twain, Charles Dickens, O. Henry, Joseph Heller, Çehov, Mrozek, Ionesco, Zoşçenko, Shaw, Hüseyin Rahmi, Orhan Kemal, Haldun Taner... Genelde dünyaya yürekleriyle değil, beyinleriyle bakanlar. Özellikle de gülümseyerek bakanlar.

· Habis için son bir şey! Onu çok yadırgayanlar var mıdır, pek sanmıyorum ama, ben şöyle diyeceğim: "Live and learn, habennekalar!"

-Amin!..





    diğerleri:

·  Bir Kirpi'nin Gözünden - Enver Ercan
·  Kaynakça